
Gazze Duruşması, savaştan önceki hayatın izlerini taşırken, birçok kişi için kayıpların, özlemlerin ve hatıraların çeyrek yüzyıllık bir mücadelesi haline geldi. Hanadi Siyam’ın hikayesi, bu kaygıların en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Tam da güneşin doğacağı saatlerde, annesinin sesini duyduğu o telefon görüşmesi onun için hayatın bir anlamda dönüm noktasıydı. Cine havada dolaşan takbir sesleri, parmaklarının ucunda duygularını canlandırıyordu. Ancak bu sevinç, 7 Ekim sabahındaki çağrıyla birlikte sonsuza kadar değişti. Bir insanın ruhunu yıpratan travmaların sıradan bir sabaha nasıl damga vurduğunu merak etmemek elde değil! Gazze Duruşması, işte bu insan hikayelerinin ve dayanıklılığın kaydedildiği bir alan gibi. Geçmişin hafızası, İslami değerlerin ve kültürel bağların sarmalında moulinette gibi dönerken, ne yazık ki, geleceğin belirsizliği, hepimizi derin bir karamsarlığa sürüklüyor.
Önceki Hayatlar: Gazze’de Rüyalar ve Gerçekler
Hanadi, Gazze’nin güzel günlerini hatırlıyor. Ailesiyle birlikte geçirdiği o sıcak yaz akşamlarını. “Hayatımın en güzel anlarıydı,” diyor. İnsanlar bir araya gelir, sohbet ederdi. Aile, birlikte olmanın değerini biliyordu. Ama şimdi, o anılar birer hayal gibi. “Savaş, her şeyi değiştirdi,” diye ekliyor. Geçmişin sıcaklığı, artık soğuk bir anı. Bu ürün, bu çözüm, bir zamanlar ne kadar değerliydi.
Önceleri, herkesin hayalleri vardı. Bir üniversite mezunu olma hayali, seyahat etme hayali. “Ben de hayal ediyordum,” diyor Hanadi, “Ama şimdi, hayallerin peşinden koşmak zorundayım.” Zaman geçse de, o anlar aklından çıkmıyor. “Beni unuttular mı?” diye düşünüyor bazen. Hüzün, onunla birlikte. “Ama ben unutmayacağım!” diyor içinden. Geçiş yaparken, hayallerini yeniden inşa etme çabası içindeydi. Savaşın kıyametini yaşarken bile, umut taşımak mümkün mü? İşte bu, onun en büyük savaşı.

Yas Günü: 11 Kasım
11 Kasım, Hanadi için unutulmaz bir gün. “O gün sadece bir sınav için çalışıyordum,” diyor. Ancak, arka planda Al Jazeera’nın sesi yankılanıyordu. Telefonu eline aldı, ama yanıt alamadı. Kalbi hızla çarpıyordu. “Bir şeyler oldu,” diye düşündü. Sonunda, babasının sesi geldi. “Hiçbir şey normal değil,” dedi. O an, hayatının en zor anlarından birine girdi. “Acaba kim kaybettik?” diye soruyor. İlk şok: sevgili teyzesi Sally ve kardeşinin eşi Ibrahim.
Üniversiteye gidemedi. “Hocalarım merak etti, nerede olduğumu sordu,” diyor. “Eğer bursunu kaybedersen, sana başka bir burs veririm,” dedi bir hoca. Ama Hanadi, bu sözü duymadı bile. Zihni başka bir yerdeydi. “Savaşın gölgesinde, ben de kayboldum,” diye düşünüyor. Geçişler arasında kaybolmuş bir ruh gibi. “Ama ben yine de devam etmek zorundayım,” diyor. Ama bu yolculuk, sıradan bir yolculuk değildi.
Zakiya: Bir Büyükanne, Bir Anne, Bir Şehit
Bir ay sonra, Hanadi’nin büyükanne Zakiya, şehit oldu. “Bir akraba ile ekmek yoğurmaya gitmişti,” diyor. O sırada bir bina vuruldu. “Sıradan bir evdi. Sadece sivil insanlar vardı,” diyor Hanadi. “Büyükanne, benim annem gibi,” diye ekliyor. Aşkı ve şefkati hep hissetmişti. “Denizi çok severdi,” diyor. Ama şimdi, her şey kaybolmuştu. “O, benim sığınağım, benim her şeyimdi,” diye iç geçiriyor. Geçişler arasında, Zakiya’nın hatıraları canlanıyor. “Onunla birlikte olmayı çok isterdim,” diyor. Ama gerçek, acı bir gerçekti.
“O gün, her şey değişti,” diyor Hanadi. “Savaş, hayatımı altüst etti.” Gözyaşları, anılarla dolup taşıyor. “O gün, evimizde sadece sessizlik vardı,” diyor. Zakiya’nın yokluğu, derin bir yara bıraktı. Ama Hanadi, yine de devam etmek zorundaydı. “Benim için hayatta kalmak bir sorumluluk,” diyor. Geçişler arasında, umut taşımak zorundaydı. “Onlar için, onlarla birlikte yürümek zorundayım,” diyor. Hayat, ona acı bir ders vermişti.
Gazze: Hayatta Kalma Görevi
“Hayatta kalmak artık bir sorumluluk,” diyor Hanadi. Kardeşi Maysara, hayatta kalmak için her şeyi göze alıyor. “Cesetlerin üstünden geçmek zorundaydım,” diyor. “Çocukluğum, bedenin önemini öğretmeliydi. Ama savaş, başka bir şey öğretti.” Her gün, farklı bir mücadele. “Ama insanlar aynı, sadece yorgunluk var.” Hayatta kalmak, zorlu bir görev. Ama Hanadi, mücadele etmekte kararlı. Geçişler arasında, umut taşımak zorundaydı.
O, her gün yeni bir başlangıç yapıyor. “Bir gün, bu savaş bitecek,” diyor. “Ve ben, annem ve büyükanne ile gurur duyacağım.” İleriye doğru adım atmak, onun için bir onur. “Onlar için, bu savaşta hayatta kalmak zorundayım,” diyor. Ama o, bu yolculuğa devam edecek. Kaynak olarak bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Gazze Haber



