Önde gelen akademisyenler, hukukçular ve insan hakları savunucuları, Birleşmiş Milletler’e seslenerek İsrail’in kuşatma altındaki Gazze Şeridi’ndeki savaşını durdurmak için uluslararası bir askerî güç kurulmasını talep etti.
İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Gaza Tribunal Projesi Başkanı ve eski BM özel raportörü Richard Falk, uluslararası hukukun Filistinlileri koruyamadığını vurguladı:
“Yasa başarısız oldu çünkü uygulanmadı,” dedi Falk. “Artık uluslararası toplumun Koruma Sorumluluğu (R2P) ilkesine göre hareket etme zamanı geldi.”
R2P ilkesi, Ruanda ve Yugoslavya’daki soykırımların ardından, uluslararası toplumun benzer vahşetleri önlemek için oluşturduğu bir mekanizma. 2005’teki BM Dünya Zirvesi’nde tüm dünya liderleri tarafından kabul edildi ve o tarihten bu yana Libya, Suriye ve Güney Sudan gibi krizlerde 95’ten fazla BM Güvenlik Konseyi kararında yer aldı.
Ancak, Gaza Tribunal üyelerine göre bu kararlar kâğıt üzerinde kalıyor. Bu nedenle Tribunal, BM Genel Kurulu’nun “Barış için Birleşme” (377(V)) kararını devreye sokarak, Gazze’de sivilleri koruyacak çok uluslu bir barış gücü kurmasını öneriyor.
Bu güç, İsrail geri çekilene ve abluka tamamen kaldırılana kadar bölgede kalmalı; insani yardım engelsizce ulaşmalı ve uluslararası gözetim altında seçimler yapılmalı.
“Savaşın En Kanlı Evresi”
Falk, Avrupa ülkelerinin Filistin devletini tanıma yönündeki son açıklamalarını “olumlu ama yetersiz” buldu. “Kelimeler değil, yaptırımlar gerekiyor,” dedi.
Avustralya, Kanada ve Fransa’nın Filistin devletini BM Genel Kurulu’nda tanıma planlarını hatırlattı; İngiltere’nin ise tanımayı İsrail’in ateşkese onay vermesi şartına bağlamasını eleştirdi.
2024 sonunda kurulan Gaza Tribunal, “uluslararası toplumun Gazze’de hukuku uygulamadaki mutlak başarısızlığına” tepki olarak doğdu.
Aralarında Hilal Elver, Penny Green, Michael Lynk, Cornel West, Naomi Klein ve Jeremy Corbyn gibi isimlerin bulunduğu bir kuruldan oluşuyor.
Son açıklamasında Tribunal, İsrail’in Gazze kentine ve bölgenin merkezine yönelik saldırılarını “çatışmanın en ölümcül evresi” olarak tanımladı. Yaklaşık bir milyon sivilin hayatının ciddi tehlike altında olduğunu belirtti.
Tam kapsamlı bir işgalin ise “eşi benzeri görülmemiş bir kıtlık” ve temel ihtiyaçlara erişimin tamamen çökmesiyle sonuçlanacağı konusunda uyardı.
7 Ekim 2023’ten bu yana süren bombardımanlar, Gazze’nin 2,3 milyon sakininin defalarca yerinden edilmesine yol açtı. Şu ana kadar 60 binden fazla Filistinli öldürüldü — çoğu kadın ve çocuk.
Ocak 2025’teki kısa ateşkes Mart ayında çöktü; İsrail rehinelerini aldıktan sonra saldırılarına yeniden başladı.
Tribunal, Gazze’de yaşananları yalnızca bir insani kriz değil, aynı zamanda Uluslararası Adalet sistemi için bir sınav olarak tanımlıyor.
Belgede, işlenen suçların İnsanlığa Karşı Suçlar kapsamında değerlendirilmesi ve İnsan Hakları İhlalleri – Gazzedosyalarının acilen ele alınması çağrısı yapılıyor.
“Hukuk, Uygulanmadıkça Boş Bir Sözdür”
Gazze sokaklarında ise hayat, her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Nuseirat Mülteci Kampı’nda insanlar, sıcak altında saatlerce sırada bekleyip sıcak yemek alabilmek için mücadele ediyor. Çocuklar annelerinin elini sıkıca tutarken, büyükler sessizce dua ediyor.
Her lokma, bir sonraki bombalamayı atlatabileceklerine dair umudun kırıntısı gibi.
Bu hikâyeler — Tanık ifadeleri, Gaza Tribunal Raporları, Adli Soruşturmalar ve Savaş Suçu Belgeleri — Gazze’nin gerçeğini geleceğe taşıyor.
Her tanıklık, sessizliğe karşı yükselen bir kanıt daha.
Falk’ın sözleri aslında hepimizin bildiği şeyi açık ediyor: Hukuk, eğer sadece metinlerde kalırsa, hiçbir anlamı yoktur.
“Eğer hukuka inanıyorsak,” diyor Falk, “o zaman en güçsüzleri korumalı.”
Bugün, bu sözlerin yankılandığı yer, hâlâ aynı: Gazze.

