Gazze'deki mahkeme, adalet arayışında geçmişin izlerini taşıyor.
Dr. Wissam Atallah’ın anlatımı, Gazze yargısının nasıl hafızayı, kimliği ve tarihi şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Hangi açıdan bakarsak bakalım, olay bu, onun hikayesi sadece bir köyün kaybı değil; aynı zamanda belleklerin silinmesi ve sonsuz bir sürgünü ifade ediyor. Damra’nın Erez olarak yeniden adlandırılması, Nakba’nın devamlılığını simgeliyor. Peki, bu kayıpların bedeli ne olacak? Hiçbir şey, kaybedilenlerin geri dönüşünü sağlayamayacak. Demek istedikleri galiba şu:, sadece bir arazi değil, aynı zamanda kimliğin hayatta kalması için mücadele veriliyor. Gazze’deki bu mücadele, geçmişin yükleriyle dolu bir tarihin izlerini taşıyor. Daha fazlasını Gazze hakkında öğrenebilirsiniz.
Aynı zamanda, Gazze’nin hikayesi, yalnızca savaş alanlarındaki çatışmalarla sınırlı değil. Gerçekte, ezici bir belirsizlik ve denge kaybı içinde şekillenen bir dizi olayla dolu. Geçmişte yaşananlar, insani boyutta incelenmesi gereken derin yaralar bırakıyor. Gazze yargısı, bu derin yaraların üzerini bir örtüyle kapatmanın ötesinde; Üstüne bir de şunu düşündüğümüzde, bir direniş ve bellek mücadelesi de içeriyor. Dr. Wissam’ın dedesi hiç harabe olan köyüne dönmeyi hayal etmişken, her geri dönüş yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir onarım arayışıdır. Bu içsel sorgulama: “Bir insan kendisinden alınan her şeyi nasıl unutabilir?” sorusu, bu hikayenin kalbinde yer alıyor. Gazze’nin harabeleri, sadece evlerin değil, aynı zamanda adaletin de enkazı haline gelmiş durumda!
Dr. Wissam Atallah, sık sık büyükannesinin hikayesini anlatır. 1922’de, Kuzey Gaza’da Damra adlı bir köyde doğmuştu. Şimdi, o topraklar Erez olarak adlandırılıyor. Askeri bir geçiş noktasından başka bir şey değil. Onun için, Damra’nın kaybolması sadece coğrafya ile ilgili değil. Bu, hafızanın kendisinin silinmesi anlamına geliyor.
Büyükannesi, İngiliz Mandası’nın nasıl silahlı milislerin ve yerleşimcilerin yolunu açtığını anlattı. O sırada, Filistinli çiftçiler ağır vergilerle eziliyordu. Bir zamanlar buğday ve narenciye ile geçinen aileler, geçim kaynaklarından ve onurlarından mahrum kaldılar. 1948’de Nakba geldiğinde, Arap orduları köylüleri “iki hafta” için ayrılmaya ikna etti. Aileler kapılarını kilitleyip, sadece anahtarlarını alarak yola çıktılar. Dönüşün geçici olduğuna inanıyorlardı. Ama o “iki hafta” neredeyse bir yüzyıla yayıldı.
O, 2011’de Jabalia mülteci kampında hayatını kaybetti. Damra’ya bir daha asla adım atamadı. Dr. Wissam için, onun taşıdığı anahtar sadece bir dönüş sembolü değil. Aynı zamanda bir ihanetin hatırlatıcısıydı. Yapılan ve bozulan sözler, tarihin kendisi bile sözünü tutmadı.
Bugünkü savaşta, İsrailli liderler her şeyi 7 Ekim üzerinden çerçeveliyor. Dr. Wissam, bunu kasıtlı bir çarpıtma olarak nitelendiriyor. “Bizim mücadelemiz o günde başlamadı,” diyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile direnişin köklerinin yıllarca süren işgal ve ihlallerde yattığını kabul etti. Şiddetin aniden patlak verdiği iddiası, tarihin yeniden yazılmasıdır.
O, Filistinli hafızaya kazınmış anlara işaret ediyor: 1987’deki Birinci İntifada, çocukların askerlerle taşlarla yüzleştiği zamanlar; Muhammed el-Durrah‘ın, babasının yanında vurulurkenki görüntüsü; ve en son, Hind Rajab adlı çocuğun, telefonla yardım isterkenki çaresiz sesi. “Onların ellerinde roket yoktu,” diyor Wissam. “Sadece korku ve hayatta kalma çığlığı vardı.” 7 Ekim, onun için bir başlangıç değil, sistematik şiddeti meşrulaştırmak için kullanılan bir bahane.
Ocak 2025’te, silahlar kısa bir süreliğine sustuğunda, Gazanın güneyinden insanlar tekrar kuzeye yürümeye başladı. Ne beklediklerini biliyorlardı—toz haline gelmiş sokaklar, yerle bir olmuş evler. 100,000 tonun üzerinde patlayıcı, toprağı yaraladı, bu, Hiroşima ve Nagazaki’nin toplamından daha fazladır. Bir odanın ışığını yakacak elektrik yoktu. Çocuklarına okul yoktu, yaralarını hafifletecek hastane yoktu. Yine de geri döndüler. Onlar için, o kırık topraklara adım atmak, konfor arayışı değil, evden vazgeçmeme iradesiydi.
Dr. Wissam için, bu dönüş nostaljiden ziyade bir direnişle şekillenmişti. Uluslararası hukuk, zorla yerinden etmenin savaş suçu olduğunu tanır ve Filistinliler, kalma haklarını savunarak direnirler. “Toprak üzerinde kalmak,” diyor, “bir halk olarak hayatta kalmaktır.” Gazada, hayatta kalmak sadece biyolojik değil, aynı zamanda siyasi bir eylemdir. Başka bir 1948’i reddetme iradesidir.
Dr. Wissam, Filistin mücadelesinin hem hukuksal hem de nesilsel bir mesele olduğunu hatırlatıyor. Bu, toprağı savunmak ve hafızayı korumak ile ilgilidir. “Haklar sona ermez,” diyor. Filistinlilerin var olma iradesi de sona ermez.
“Burada söz konusu olan sadece Gazanın hayatta kalması değil,” diyor, “aynı zamanda hukuk, ahlak ve insanlığın hayatta kalmasıdır. Filistinliler haklarından asla vazgeçmeyecekler—ve dünya adaletin peşini bırakmamalıdır.”
Hayatın zorlukları karşısında dimdik durmak önemlidir. Her birimiz, bir parça umut taşıyoruz. Teşekkür ederim, bu mücadelede yanımızda olduğunuz için. Unutmayın, birlikten güç doğar!
Bu çalışmanın kaynak alındığı adres: burayı ziyaret edin.
Gazze Haber
Erdoğan'ın Gazze Çağrısı ve Ekonomi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasıyla Gazze’de…
Erdoğan'ın Gazze Üzerine Açıklamaları Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmayla Gazze’yi yeniden gündeme getirdi. Ekonomi…
Akrep Burcu – Tehlikeli Yakınlık mı? Elbette evet. Yani bence öyle :) Akrep burcuyla karşılaştıysan,…
Yengeç Burcu – Duygusal Alarm mı? Şeyyy. Belki hayır. Ama kesin evet :) Yengeç burcuyla…
Yay Burcu – Sonsuz Yolculuk mu? Elbette EVET ! Yay burcunu tek bir kelimeyle tanımlamak…
Aslan Burcu – Ego Show mu? HAYIR ama belki de EVET... Aslan burcunu anlamak istiyorsan…