
Gazze Mahkemesi’nde yaşananlar, insan ruhunun derinliklerine dokunan bir acı masalı gibidir. Zahra Al-Rantisi’nin hikayesi, kayıpların yanağında süzülen göz yaşlarının oluşturduğu geçitlerden geçerken, onları sayfalara döken bir tanıklık sunuyor. Önceden ona ait olan dünya artık bir gölge gibi geçmişte kalmışken, bu savaşın Tam burada işler şekilleniyor… yaşam mücadelesi tüm karmaşasıyla gün yüzüne çıkıyor. Gazze Mahkemesi’nde yaşananlar, artık sadece bir hesaplaşma değil, aynı zamanda hüsranla parçalanmış hayallerin yeniden inşası için bir yol arayışıdır. Duygular, yaralar gibi derin ve sarsıcıdır; her köşede hayatın kırılış noktalarına tanıklık eden anlar var. Nasıl hayatta kalınır? Hayatta kalanların hatıralarında kaybolmuş bir geçmiş ve belirsiz bir gelecek arasında yürümek, Zahra’nın hikayesini diğerlerinden ayıran bir özlük taşıyor.
Bu hikayeler, kayıplar kadar insani bir yan taşırken, Zahra’nın yaşadığı travmanın gölgesinde sıradan bir yaşam sürmenin zorluklarını gözler önüne seriyor. Gazze Mahkemesi’nde yaşananlar, adalet arayışıyla dolu bir yaşam mücadelesini gözler önüne sererken, her sesin kısık, her anının ezici yükünü hissediyoruz. Cevapsız kalan sorular aslında tam da Şunu da unutmadan eklemek isterim: Adalet gerçekten de mümkün mü? Gözlerinizi açıp dünyayı izlemeye başlamadan önce, kayıp bir hayatın yankılarını dinlemek ve sessiz çığlığı duymak gerekiyor. İşte Açık konuşayım, bu bana da mantıklı geldi Zahra’nın hikayesindeki her detay, çoğul bir acının tanığını sunuyor; öteki tarafta, bir miktar umut ışığıyla dolu. Bu, kaybettiğimiz her bireyi hatırlatırken, yaşamı kutsal kılan anların devamını ve yaşama dair özlemi canlandırıyor.
Gaza’nın Gözünden: Bir Annenin Hikayesi
Zahra, yaşamının iki ayrı dönemini hatırlıyor. Birincisi, savaş öncesi. O zamanlar, kameranın arkasındaydı. Yerel medya için çekim yapıyordu. Dışarıda yaşamın sıradan akışında, ışığı ve açıyı anlatıya dönüştürmeye çalışıyordu. Sonra, 7 Ekim geldi. Hayatı bir anda değişti. O günden sonra, kadrajı yıkıntılar, yanıklar ve kayıplarla doldu. İki küçük kızı, hala babalarını soruyor. İçimde bir ses diyor ki; “Bunlar nasıl bir dünyada yaşıyorlar?”
O gece, beş füze düştü. Her şey bir anda oldu. Zahra, kocasının yanında oturuyordu. Misk, babasının kucağında uyuyordu. Masa, henüz otuz dokuz günlük bir bebekti. O an, hayatının en karanlık anlarından birine doğru ilerliyordu. Tüm bu kayıplar, bir annenin kalbinde açılan derin yaralar bıraktı. Her şeyin ne kadar kısa sürdüğünü düşünmek bile zor. Ama bu, sadece bir başlangıçtı.

Savaşın Gölgesinde: Kaybolmuş Bir Aile
Zahra’nın ailesi, bir anda yok oldu. Dokuz kişi birden. “Şehitler” dediği isimler artık sadece bir sayı. Ama onun için bu isimler, kaybedilen hayatların hatırası. Misk, üç buçuk yaşında. Babasını unutmak istemiyor. Oyun oynarken, babasını soruyor. Zahra’nın kalbi, onun bu masum sorularıyla parçalanıyor. “Neden benim babam yok?” Bu tür sorular, bir annenin yüreğini dağlar.
Ama Zahra, bu sorulara yanıt bulmaya çalışıyor. Kızına, babasının ne kadar iyi bir insan olduğunu anlatmaya çalışıyor. “Masa, ‘baba’ demeye çalışıyor. Ama ben ona ‘mama’ demesini öğretiyorum.” Bu, kayıpların ve hatıraların ağırlığını taşımak için bir yol. Grief, çocukların gözlerinde parlayan bir ışık gibi. Ama bu ışık, aynı zamanda karanlığı da getiriyor.
Savaşın Bir de ikinci mesele var ki o da az önemli değil: Göç, Acı ve Dayanışma
Mısır, Zahra için bir umut kapısı oldu. Ama bu umut, acı ve mücadeleyle doluydu. “Hastane koridorlarında bir yıl geçirdim,” diyor. “Yürümeyi öğrenirken, tüm bu acılarla yüzleşmek zorundaydım.” Zahra, iki kızıyla birlikte hayatta kalmaya çalışıyor. Ama her gün, yeni bir mücadele. “Kaybedilenlerin acısı, her an yanı başımda.” Bu, yalnız bir annenin hikayesi.
İnsanlar, Zahra’nın yanında olmayı deniyor. Ama bu destek, geçici. “Misk, arkadaşları geldiğinde neşeleniyor. ‘Teyze’ demeyi öğreniyor. Ama arkadaşları gittiğinde, evin sessizliği geri dönüyor.” Bu, yalnızlığın ve kaybın acısını daha da derinleştiriyor. Zahra, her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışıyor. “Aile, güven demektir. Unutamazsın.” Bu, onun için hayatta kalmanın anlamı.
Umut ve Dayanışma: Bir Gelecek İçin Mücadele
Zahra, yaşadığı her acıya rağmen umudunu kaybetmiyor. “39,000 yetim var,” diyor. “Onların hikayelerini anlatmalıyız.” Bu, sadece bir sayı değil. Her biri, bir aile, bir geçmiş demek. Zahra, bu çocuklar için kapı kapı dolaşıyor. “Yardım almak için Gaza’da olmalısın,” diyorlar. Bu adaletsizlik, onun yüreğini parçalıyor. Ama o, yine de pes etmiyor.
Sonunda, Zahra’nın hikayesi, sadece kayıplar değil. Aynı zamanda, dayanışma ve umut hikayesi. “Adalet, bu anı aşan bir şeydir,” diyor. Gelecek için mücadele etmek zorundayız. Her biri, bir hikaye, bir ses. Zahra’nın hikayesi, sadece kendisi için değil, tüm Gaza için bir umut ışığı. Bu zor günlerde, birlikte durmalıyız. Teşekkürler Zahra! Senin cesaretin, bizlere ilham veriyor.
Gazze Haber



